Nafakaya Dokunma Eşitliği Sağla!

Nafaka Hakkına Saldırı Kadınlara Saldırıdır!

Haber

Nafaka Hakkına Saldırı Kadınlara Saldırıdır!

Haklarımız İçin Mücadeleden Vazgeçmeyeceğiz!

AKP-MHP iktidarı, yaklaşık 3 yıldır kadınların nafaka hakkını sınırlandırmaya yönelik yasa tasarılarını meclise getirmeye çalışıyor. 2019’da 2. Yargı Paketi ile meclise sunulması beklenen nafaka düzenlemesi, kadınların yoğun tepkileri üzerine rafa kaldırılmıştı. Ancak bugün çeşitli haber sitelerine yansıyan bilgilere göre iktidar yeniden nafaka hakkını sınırlandıran, aile arabuluculuğu gibi kabul edilemez düzenlemelerin de içinde olduğu bir yasa tasarısını meclise sunmak için hazırlanıyor.

Nafaka Hakkı Sınırlandırılamaz

Meclise Ocak ayında sunulması beklenen yasa tasarısında “süresiz” nafakanın sınırlandırılmasına ilişkin bir düzenlemenin bulunacağı söyleniyor. Buna göre; ya nafaka yükümlüsünün evlilik süresi kadar nafaka ödemesi, sürenin sonunda devletin nafaka ödemeye devam etmesi ya da evlilik süresinin yarısı kadar süre nafaka ödenmesi şeklinde bir düzenleme öngörülüyor. Her iki seçenek de nafaka hakkının süresiz olduğu iddiasına dayanmaktadır. Oysaki konunun gündeme geldiği ilk günden itibaren kadın örgütlerince defalarca dile getirildiği gibi nafaka hakkına ilişkin kamuoyunda konuşulan ve iktidarın da ifade ettiği bilgiler yanıltıcıdır. Yoksulluk nafakası belirli koşullarda, boşanmada kusurlu olan tarafın diğer tarafa ödediği ve evlenme, bir işe girme gibi durumlarda kaldırılabilen bir haktır. Yasada yer alan düzenlemeye göre yoksulluk durumunun devam etmesi nafakanın da devamı için bir şarttır. Dolayısıyla mevcut düzenlemede nafakanın süresiz olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Nafakanın devlete yükletilmesi ise kusuru nedeniyle boşanmaya sebep olan aynı zamanda maddi durumu da iyi olan tarafın katlanması gereken yükümlülüğün, esasında kamunun sırtına yüklenmesi demektir.

Kanunda her ne kadar hem erkeğe hem de kadına nafaka hakkı tanınmış ise de Türkiye’de boşanmaların çok büyük bir çoğunluğu kadınların maruz kaldığı fiziksel şiddet, cinsel saldırı gibi nedenlerle gerçekleşiyor. Buna karşılık iktidar mensupları boşanmaların azalması gerektiğini vurgulamaktan, nafaka hakkının sınırlandırılmasının esas gerekçesinin bu olduğunu dile getirmekten çekinmiyorlar. Kadınlar nasıl şiddet görmek için evlenmiyorlarsa, nafaka almak için de boşanmıyorlar. “Nafaka mağduru” olduğunu söyleyenlerin safsataları da iktidarın nafakaya saldırısı da kadınlara “maruz kaldığın şiddetle yaşa” demekten başka bir anlam ifade etmiyor.

Nafakaya Dokunma Eşitliği Sağla!

Kadınların birçoğu sanılanın aksine mahkemece kendisine hak olarak verilen nafakayı düzenli olarak alamıyor ve zaten geçinmesine yetecek tutarlarda olmayan nafakayı almak için de can atmıyor. Ancak kadınlar erkek egemen sistemin bir sonucu olarak hem evlilikte hem de sosyal hayatında hep ikincil insan muamelesi görüyor. Evlendiğinde çalışmaması ve evi derleyip toparlaması gereken, iş başvurularında bekar olma ve çocuk yapmama şartı koşulan, ekonomik krizde işten ilk çıkarılan hep kadınlar oluyor. Erkeklerle aynı işi yapan kadınlara onlar kadar ücret verilmiyor. Tüm bunlar inkâr edilemez gerçekler olarak karşımızda dururken, kadınların nafakasına saldırmak kadını istemediği bir evliliği sürdürmek ile yoksullaşmak arasında bir tercihe zorlamaktan başka bir anlama gelmiyor.

Aile Arabuluculuğu Kabul Edilemez!

Yasa tasarısının içerisinde nafaka düzenlemesinin yanı sıra aile arabuluculuğunun yer alması da öngörülüyor. Tıpkı nafaka gibi aile arabuluculuğu da ilk defa önümüze gelmiyor. 14 Mayıs 2016 tarihli TBMM Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu raporunda "Aile hukukuna ilişkin bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu" olarak gündeme getirilen ve 2020 yılında Adalet Bakanlığının planı olarak sunulan bu müessesenin amacı da boşanmaları azaltmak. Ancak aile arabuluculuğunun boşanmaları azaltması mümkün olmadığı gibi pek çok riski de bulunmaktadır.

Aile arabuluculuğu, boşanmak isteyen tarafların bir masa etrafında toplanarak sorunlarına çözüm arama yöntemini ifade ediyor. Arabuluculuk görüşmelerinin ise gizlilik esasına dayalı olarak “aile mahremiyeti” çerçevesinde gerçekleşeceği dile getiriliyor. Bununla kadına yönelik şiddetin kişisel bir sorun haline getirilmesi amaçlanıyor. Daha önce geçirilmek istenen bu yasa bile kadınların ortak baskısı ve mücadeleleri neticesinde meclise sunulamadı. Kadınlar her defasında saldırılara karşı seslerini yükseltti ve devletin sorumluluğunu dile getirdi. Aile mahremiyeti içerisinde arabuluculuk yöntemi de hem bu toplumsallığın önüne geçmeyi hem de devletin sorumluluktan kurtarılmasını amaçlıyor.

Bunun yanı sıra aile arabuluculuğu yönteminin şiddete bağlı boşanmalarda uygulanmayacağı söyleniyor. Ancak kadınlar yalnızca fiziksel şiddet gerekçeleriyle boşanmıyor. Türkiye’de pek çok kadın ekonomik ve psikolojik olarak da eşinin baskılarına maruz kalıyor. Aile arabuluculuğu yöntemi kadınların maruz kaldıkları şiddeti fiziksel şiddete indirgeyeceği gibi fiziksel şiddetin bile gizli kalmasına neden olabilecektir. Boşanmak için mahkemelere başvuran pek çok kadın uğradığı şiddeti dile getirmekten imtina ediyor. Aile arabuluculuğu ile bu kadınların şiddetin faili ile aynı masada oturması bekleniyor. Kadın cinayetlerinin önemli bir bölümünü boşanma aşamasında olan erkeklerin işlediği biliniyorken kadınları arabuluculuk görüşmesine zorlamak can güvenliğini de tehlikeye atmak demektir.

Kadın Düşmanı Politikalara Geçit Vermeyeceğiz!

Erkek egemen sistemin sürdürücüsü iktidar, kadınların yıllarca mücadeleler vererek kazandığı haklarını ellerinden almaya çalışıyor. Kadınları sokaklardan, çalışma hayatından koparmak isteyen, istemediği evlilikleri canları pahasına sürdürmeye zorlayan iktidarın saldırılarına karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Eşit, adil ve özgür bir ülkeyi kurana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.