MÜLTECİ KRİZİ; İKTİDAR SORUMLU, MUHALEFET YANLIŞ

Suç İnsanları Yerinden Yurdundan Eden Düzende

Haber

İKTİDAR SORUMLU, MUHALEFET YANLIŞ

BirGün Gazetesinde Yayınlanan Röportajdan Alınmıştır. Tamamını okumak için tıklayınız

SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen: Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından birisi de mülteci krizi. Bu krizin sorumlusu iktidar, yanlışı ise muhalefet. Bu da bir çıkışsızlık anlamına geliyor. Mülteci krizi 21. yüzyılda emperyalizmin derin eşitsizlik ve yoksullaşmanın yanında iklim krizinin de tetiklediği bir göç dalgası var. Krizin kaynağı olan ABD ve Batı sınırlarına duvarlar örerek ya da Türkiye gibi kimi ülkeleri tampon ülke haline getirerek kendisini bu krizin uzağında tutmaya çalışıyor. Öte yandan Ukrayna işgali sonrasındaki ikiyüzlülük de ırkçılıkla birlikte bir insanlık kaybının ne kadar derinleştiğini ortaya koyuyor. Afganistan’dan Suriye’ye varan emperyalist müdahale süreçlerinden bağımsız bir mülteci krizi tartışılamaz.

AKP’NİN PAZARLIK KOZU

Türkiye’de mülteci krizinin kaynağında AKP iktidarının Suriye iç savaşında emperyalizmin dümen suyunda izlediği cihatçı iç savaş siyaseti var. Bu uğurda ülkenin sınır politikasını 2011 itibarıyla sıfıra indirerek kontrolsüz bir göç siyaseti uygulandı. Bu siyasetin sonucu olarak AKP cihatçı terörü bir iç politik mekanizma haline getirdi, 2015 ve 2016 yılında yaşanan cihatçı saldırıların temelini döşedi. 10 yılı aşkın zamandır süren iç savaşın sonunda başta ABD olmak üzere Suriye büyük güçlerin etkinliği altında büyük oranda parçalanmış durumda. Bu da mülteci krizinin kaynaklarını sıcak tutmaya devam ediyor. AKP iktidarı açısından bu düzensiz göç politikası kuşkusuz ki bir yanıyla bölgeye yönelik bir cihatçı güç merkezi oluşturmanın parçası. 8 milyonu bulan sığınmacı, sermaye için de bir ucuz iş gücü olarak kullanılıyor. Öte yandan da AKP iktidarı mültecilerin Avrupa’ya geçişlerinin engellenmesi karşılığı, AB’den gelecek fonlara heveslenip mültecileri bir pazarlık kozu olarak kullanıyor.

YIKIMI TEŞHİR EDELİM

Muhalefet ise farklı tonlara sahip olmakla birlikte emperyalizmin ve AKP’nin sorumluluklarına, krizin kaynaklarına bir eleştiri getirmeksizin doğrudan milyonlarca yoksul sığınmacıyı hedef tahtasına koyuyor. Farklı ulusları aşağılayan ırkçı söylemler yaygınlaşırken sosyalistlerin dışındaki tüm muhalefet de bunu besliyor. Hükümetin mültecileri oy deposu olarak görmesi de bu eğilimleri körüklüyor. Son günlerde Ümit Özdağ’ın yürüttüğü ırkçı faşist siyasetle ortaya koyduğu o “otobüs” Türkiye’yi çözüme değil ancak bir iç çatışma zeminine götürür. Bu düşmanlaştırma üzerine kurulu bir dilin çözüm olmayacağı açık bir şey. Avrupa’nın Türkiye’yi bir mülteci krizinden koruyacak bir kalkan olarak kullanmasını, ABD’nin yıkım politikalarının insanları yurtsuzlaştırılmasını teşhir etmek gerekiyor.

UCUZ İŞGÜCÜ YAPILIYOR

Bölgede emperyalizme karşı bir barış siyasetinin sonucunda gönüllü olanların yurtlarına dönüş yolu açılabilir. Bunun için Suriye’nin yeniden inşası için uluslararası dayanışmanın geliştirilerek Suriyelilerin eve dönüş koşullarının yaratılması gerekiyor. Öte yandan da Suriye savaşının on birinci yılında Türkiye’de doğan büyüyen yeni kuşak sığınmacıların laik, demokratik ve kamucu temelde bir entegrasyonunu sağlayacak, milyonlarca çocuğun ucuz iş gücü olarak sömürülmesinin önüne geçecek bir politika da buna eşlik etmeli. Türkiye ekonomisindeki derin krizle birlikte işsizliğin ve yoksulluğun yaygınlaşması da yabancı uyrukluların günah keçisi ilan edilmesinin koşullarını yaratıyor, düzen muhalefeti de bunu körüklüyor. Bu da aslında suçu iktidarın dışında taşıran ikili bir yanlış anlamına geliyor. Bu anlamda hem insani düzeyde tüm halkların sorunlarına sahip çıkan, emekçiler arasındaki düşmanlığı körüklemek yerine okları sorumlu olan iktidara yönelten bir sol muhalefet çizgisinin mülteci krizinde de geliştirilmesi büyük ihtiyaç.