#1Mayıs #Yeni Bir Hayat İçin Mücadeleye Hazırız

Blog Single

Tüm dünya salgın hastalığın pençesinde travmatik bir süreçten geçiyor. Bu ölümcül salgının yegane kaynağı olan dünya kapitalizmi, uygulanan neoliberal politikalarla toplumsal geliri zenginler lehine yeniden bölüştürürken, sık sık nükseden ekonomik krizlerin faturaları da “kemer sıkma” bahanesiyle yine emekçi halklara kesiyor. 

Koronavirüs salgını, hayatını sürdürebilmek için çalışmak zorunda olan emekçiler ile boğaz kıyısındaki yalısında spor yapan zenginlerin aynı gemide olmadıklarını bir kez daha gözle önüne seriyor. İnsanlar hayatlarını, sağlıklarını, işlerini ve kara gün için kenara koydukları küçük tasarruflarını kaybederken, açıklanan ekonomik paketlerin hem yetersiz hem eşitsiz olduğu görülüyor. Emekçiler en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk yaşarken, AKP rejimi mevcut kamu kaynaklarını başta yandaşlar gelmek üzere, şirketleri kurtarmak için kullanıyor. İşsiz sayısının 10 milyona yaklaştığı, genç işsizliğin rekor seviyelere ulaştığı ve geçinmenin giderek imkansızlaştığı Türkiye’de, kamucu politikalar hayata geçirilmeden  toplumsal adaletten söz etmek mümkün değildir.

Her Yurttaşa Düzenli Bir Gelir Sunulmalıdır

Yurttaşlık geliri ödemesi her yurttaşa gelirine, medeni haline, toplumsal cinsiyetine, bir işi olup olmadığına bakılmaksızın her ay düzenli olarak yapılan bir ödemedir. Biz yurttaşlık gelirini aşırı gelir ve servet dağılımı bozukluğuna karşı sosyal adaleti sağlamanın araçlarından biri olduğu için savunuyoruz. 

Belli bir gelir güvencesine sahip bireylerin demokratik süreçlere daha aktif katılabileceğini, işten atılma korkusunu daha az hissederek daha cesaretle örgütlenebileceğini düşündüğümüz için gündeme getiriyoruz. En azından açlık korkusu yaşamayan insanlarımızın güvencesizlik duygusunun azalacağına inandığımız için talep ediyoruz. 

Yurttaşlık geliri işsiz kalma şartına bağlı olmadığından emek süreçlerinde emekçinin pazarlık gücünü artırarak, kayıt dışı çalışmaya davetiye çıkarmayacaktır. Kadınlara düzenli bir nakit akışı sağlayarak cinsiyetçi iş bölümünü biraz olsun törpüleyecektir. Yurttaşlık geliri uygulamasıyla diğer sosyal programlar askıya alınmayacak, göçmenlerin ve mültecilerin farklı programlarla insani koşullara erişmesi sağlanacaktır. Salgın sürecinde iyice aciliyet kazanan yurttaşlık geliri ödemesi yaşam normale dönene kadar ayda 1000 TL olarak uygulanacak, sonrasında ise 500TL şeklinde sürdürülecektir. Her yurttaşa ödeme yapılması bireylerin “muhtaçlık” damgası yemesini engelleyecek, istemeyenler gönüllü olarak bu haktan vazgeçebilecektir.

Emekçiler Derhal Borç Girdabından Kurtarılmalıdır

“Emekçiler kazandığını yer” anlayışı finansallaşma mekanizmalarıyla sade emekçilerin de borç girdabına sürüklenmesiyle sona ermiştir. İşsizler veya geliri en temel ihtiyaçlarına dahi yetmeyen çalışanlar kredi kartlarıyla, ihtiyaç kredileriyle borç batağı içerisindedir. Tüketim toplumunun baştan çıkarıcı reklamları ve özendirme araçları da insanlarımızı daha fazla tüketme gayreti içerisine sokmuştur. Kredi kartları bir ödeme aracı olarak geniş toplum kesimlerince kullanılmakta, ancak bu yolla yüksek faizler bindirilerek borçlanmaya daha çok alt gelir grupları başvurmaktadır. Aynı şekilde ihtiyaç kredileri de alt gelir grupları tarafından kullanılmaktadır. Bugün kredi kartı borçları 143 milyar TL, ihtiyaç kredileri ise 296 milyar TL civarındadır. Yoksul halkın borç yükünü hafifletmek için her iki kredinin de ilk 5 bin TL’si iptal edilmelidir. Geri kalan bakiyenin de faizleri silinmeli ve üç ay ödemesiz dönemin sonunda yeniden takvimlendirilmesi sağlanmalıdır. Kamu kaynaklarıyla sadece işverenlere teşvik sağlamaktan vazgeçilmeli, bu operasyonların hayata geçmesi için kamu desteği sunulmalıdır.

Ekonomik Eşitsizlikler Azaltacak Politikalar Mümkündür

Servet ve gelir dağılımı adaletsizliği ülkemizde de vicdanları rahatsız eden aşırı düzeylere gelmiştir. Servet dağılımı üzerine yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki toplam servetin yüzde 54’i nüfusun yüzde 1’inin elinde bulunuyor. En yüksek gelir düzeyine sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay ise yüzde 48’dir. Ekonomik eşitsizliğin obezite, ruhsal sorunlar, şiddet, erken evlilik, uyuşturucu kullanımı gibi birçok sosyal sorunun sebeplerinden biri olduğu bilinmektedir. Ekonomik eşitsizliklerin derin olduğu ülkelerde yaşam beklentisi, toplumsal hareketlilik, kadın hakları ve eğitim seviyesinin düşük olduğu görülmektedir. Daha demokratik, daha adil ve daha eşitlikçi bir gelecek için zengin ile yoksul arasındaki makasın kapatılmasını sağlayacak yeniden bölüşüm politikaları gerekmektedir.

Yoksulların Çıkarına Programların Kaynağı Bellidir :Vergiler Yeterlidir

Toplumsal adaletsizliklerin azaltılması yolunda kritik bir adım olarak servet vergisi uygulaması yanında gelir ve kurumlar vergisi oranlarının yükseltilmesiyle Atılması gerekmektedir. Taşınır/taşınmaz mülkiyet unsurları, hisse senedi, tahvil/bono ve mücevherat gibi servet kalemlerinin tamamını kapsayan genel bir servet vergisinin ilk anda düşük görülecek bir oranla zamana yayılacak bir şekilde uygulanması servet dağılımı bozukluğunu azaltacaktır. Tasarladığımız plana göre servet vergisi
• 10 milyon lira üzerindeki servetten yüzde 2.5
• 50 milyon lira üzerindeki servetten yüzde 5
şeklinde yıllık olarak toplanarak on yıl toplamında yaklaşık bir trilyon lira kadar gelir elde edilebilir. Türkiye’de 10 milyon liranın üzerinden serveti olanların sayısı, tahminen, yetişkin nüfusun binde birine tekabül etmektedir. Dolayısıyla 10 milyon ve üzerindeki servetten alınacak vergi toplumun yüzde 99,9’una hiç dokunmayacaktır.

Gelir ve kurumlar vergisinin 5 puan yukarı çekilmesi çok kazanandan çok vergi alma ilkesine uygundur. Hem de salgın sürecinde bazı sektörlerin karını artırması, bazı sektörlerin de zarar etmesi; bireysel anlamda da online çalışabilen çoğunlukla yüksek eğitim ve gelire salip kesimlerin gelirleri etkilenmezken bazı emekçilerin işsiz kalması/gelirlerinin düşmesi karşısında gelir adaletsizliğini törpüleyen bir işlev görecektir.

Bu sayede halk kesimlerinin kredi batağından kurtarılması ve yurttaşlık geliri programının uygulanması için gerekli kaynak sağlanmış olacaktır. Üst gelir gruplarından alt gelir gruplarına kaynak aktaran bu sistem, ekonomideki  talebi de artırıcı bir rol oynayarak, ekonomik krizi hafifletici etki yaratacaktır. Çünkü gelirini istifleyen, çoğunlukla finansal piyasalarda kar peşinde koşan kesimlerden, gelirini çoğu temel ihtiyaç maddeleri olmak üzere tüketime dönüştüren kesimlere geçmiş olacaktır. Servet vergisi, yeniden düzenlenen gelir vergisi ve kurumlar vergisinin bütçe gelirlerini yüzde 20-25 kadar arttırması mümkündür.
 
Yeni Bir Hayatı, Yeni Bir Toplumsal Düzeni

Örgütlü Toplumla Kuracağız

Yukarıda sıraladığımız vergi artışları, borç indirimlerinin ve yurttaşlık geliri uygulamasının kapitalist sistem içerisindeki adaletsizlikleri azaltmaya yönelik düzen içi değişiklikler olduğunun farkındayız. Bu bizim tüm mülkiyet ve güç ilişkilerini emekçiler lehine düzenleyecek düzeni değiştirme hedefimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Ancak özgürlükçü, eşitlikçi, insani ihtiyaçlar için bir ekonomiden yana, demokratik planlamacı, feminist, ekolojist bir sosyalizme uzanan yolun emekçilerin yaşam koşullarının düzeltilmesinden geçtiğinin, devrimin onların eseri olacağının da farkındayız. Bu nedenle işçilerin, emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs’ta bu programın hayata geçmesi için mücadeleye başlamanın özel bir anlam taşıdığına inanıyoruz.

Mücadeleye Hazırız! Bugün bizim günümüz! Kutlu olsun!